• Trial
    • Summary
    • Testimonies
    • Defenses
    • Judgment
  • Blog
  • Help
    • Guide
    • Report an issue
    • Discussion
    • FAQ
  1. Defenses
  2. Enes GÜRAN
  3. Law. M. Fatih DEMİR
  • Defenses
    • Nevzat BAHTİYAR
      • Law. Ali ERYILMAZ
      • Law. Adnan ATAŞ
    • Yüksel GÜRAN
      • Law. Yılmaz DEMİROĞLU
      • Law. Furkan ÇAKIR
      • Law. Doğuş Can KURUCU
    • Enes GÜRAN
      • Law. Mahir AKBİLEK
      • Law. M. Fatih DEMİR
      • Law. Recep KIZILOK
      • Law. Mustafa DEMİR
    • Salim GÜRAN
      • Law. Onur AKDAĞ

On this page

  • Av. Muhammed Fatih DEMİR ​
    • Açılış Beyanı ve Etik Durum ​
    • Enes’in Savunması ve Yargılama İlkeleri ​
    • Kısıtlama Kararı ve “Güran Ailesi” Kavramı Eleştirisi ​
    • Hakaret İddiası ve Silahların Eşitliği Prensibi ​
    • İşkence İddiaları ve Soruşturma Yetkisinin Paylaşılması ​
    • Delil Sunumu ve “Siyaseten Katil” Kavramı ​
    • Yargıcın Görevleri ve Masumiyet Kanaati ​
    • Nevzat Bahtiyar’ın Çelişkili ve Kurgu Beyanları ​
    • Nevzat Bahtiyar’ın Olay Yeri Yakınlığı ve Beyan Tutarsızlıkları ​
    • Nevzat’ın Motivasyonu ve Araç Meselesi ​
    • Nevzat’ın Şüpheli Eylemleri ve Adli Hata İhtimali ​
    • Adli Hatanın Nedenleri ve Davanın Karmaşıklığı ​
    • Adli Hatayı Önleme ve Bilirkişi Raporları Eleştirisi ​
    • Hatalı Raporlar ve Uzmanlık Tartışması ​
    • Diyarbakır Barosu’nun Rolü ve Katılan Sıfatı ​
    • Baro’nun Talepleri ve Müşterek Faillik Tanımı ​
    • Müşterek Faillik Unsurları ve Adli Hata Örnekleri ​
    • Rida Daloş Davası ve Enes’in Durumu ​
    • Travmanın Etkisi ve Yargılamaya Son Çağrı ​
  • Edit this page
  • Report an issue
  1. Defenses
  2. Enes GÜRAN
  3. Law. M. Fatih DEMİR

Defense by Enes Güran’s Counsel for the Defendant

Reading Time ~ 58 min
Word Count 6793

Av. Muhammed Fatih DEMİR ​

Açılış Beyanı ve Etik Durum ​

Narin’in ağabeyi Enes. O kadar kolay olmamalı bir insanı, katledilen küçük Narin’in ağabeyini itham etmek. Bu kadar kolay olmamalı. Haksız itham da haksız hüküm kadar çok sakıncalıdır. Ama itham etmek çok kolaydır. Savunmak daha zordur. Kanaatimce en zoru da hüküm vermektir. En zoru şurada size düşüyor sayın yargıçlar. Şimdi şunu belirteyim. Beni ilk bu dosyaya dahil olduğumuzda Narin dosyasını fiziki ve dijital olarak oluşturduğumuzda her yerde Narin olarak dosyanın adını yazdık. Enes Güran yazmadık. Benim tüm dosyalarımda müvekkilimin adı yazar ama Narin’in adını yazdık. Niye Narin’in adını yazdık? Sanık müdafiliğidir. En beter suç savunulur. Kimse de karışamaz. Anayasa’dan gelen yetkimiz var. Bile bile savunma yapmamak yönünde bir hissiyatımız olduğu için avukatın geliri konuşuluyor burada. Tabii ki de avukatız, tabii ki de gelir elde etmek durumundayız. Burada meslek icra eden herkes gibi ama ben açık söylüyorum. Ben Narin’in katilinden bir gelir elde etmek istemedim buna ihtiyacım yok. Buradaki meslektaşlarımın da olmadığını düşünüyorum. Önce bunu bir aydınlatalım. Şimdi tarihi bir sorumluluğu olan bir dava. Biz bu davanın aktörleriyiz. Hukuk kitaplarına geçecek. Dünya hukuku bence konuşacak, belki kitaba dönüşecek, belki filme dönüşecek gerçekten bu olacak. Kıymetli bir dava.

Enes’in Savunması ve Yargılama İlkeleri ​

Şimdi sanık Enes Güran’ın müdafisi olduğum için sanık Enes üzerinden bir savunma yapacağım. Şimdiden Narin’in cesedine doğrudan teması bulunan Nevzat Bahtiyar’ın beyanlarına da özel bir sayfa açacağım. Bunu kıymetli görüyorum. Bizim maddi gerçeğe ulaşma sürecinde bizi sürekli sekteye uğratan şahıs Nevzat Bahtiyar’dır. Uyduruk raporlardır, ucube raporlardır, o yüzden ne bir doğru, ne bir yanlış onu bu savunma ile göstermeye çalışacağız. Narin’in ağabeyi Enes buradaki, salondaki herkese söylüyorum; yani bu kadar kolay olmamalı, bu kadar acımasız olmamalıyız. Yazık günah bu insan 21 Ağustos 2024 tarihinde Enes’ten bahsediyorum bir darbe yedi Enes. İddianame düzenlendi ikinci öldürücü darbe. Şimdi insanlar ne istiyorlar, mahkumiyet ile tamamen öldürelim Enes’i. Enes’i de öldürelim. İdam dediğimiz şey fiilen sadece bir insanın boynuna ip bağlamak değil ki. Bir insanın kişiliğini öldürebilirsiniz. Bir insanın insan olma haysiyetini öldürebilirsiniz. İnsanlar idam istiyorlar. Biz bu idamı kabul etmiyoruz. Biz bu idam talebini reddediyoruz. Böyle bir dünya yok. Bakıyorum paylaşımlara, insanlar diyorlar ki, sanıkların en ağır ceza almasını, bir dakika, sanıklar en ağır cezayı alsın diyorsun ya, sanıklardan biri masumsa ne olacak o durumda? Sanıkların değil, fail veyahut faillerin en ağır cezayı almasını istememiz lazım. Biz niye mahkemede yargılama makamlarından adalet istiyoruz? Pekala, her zaman adalet olsun fakat adalet, dosyadaki bilgi belge ve deliller ile mümkün olabilir. Görülebilenler ile mümkün olabilir. Ya görünmeyenler var ise? Ya duyulmayanlar var ise? Ya hissedilmeyenler var ise? İşte o yüzden ben CMK’sız gezmiyorum. Geçen celsede size söyledim. Ben gezmiyorum. O yüzden CMK madde 223, yani bu kanunu ihdas eden vekillerimiz, yani Türk milleti olarak ifade edilen Türkiye Büyük Millet Meclisinin Mensupları demişler ki, bir yargıç yahut yargıçlar önlerine gelen somut uyuşmazlıkta eğer sanığın fiili işlediğini sabit olarak belirleyemiyorsa beraat kararı verecekler. Bu kadar. Bunu istiyor. Biz kararın üst başlığında Türk Milleti Adına ifadesini kullanıyorsak, o zaman da milletin dediğine uymak zorundayız. Kıymetli yargıçlar, böyle deniyor. Bu niye deniyor? Çünkü yasa koyucumuz bir tercihte bulunuyor. Yasa koyucumuz diyor ki, benim gönlüm razı gelmiyor diyor. Ben az da olsa masumiyet ihtimali olan birinin cezalandırılması riskine girmiyorum diyor. Geçen celse bir çok ilkeden bahsettim. Bir tane daha ilke de var. Masumların cezalandırılmasını önleme riskidir. Ceza muhakemesinde bunun için kanun koyucu tartışmasız maddeler koymuştur. Yoruma kapalıdır, dün burada Türk Ceza Kanunu’nun amaçsal yorumundan bahsedildi. Bir dakika ceza hukukunda amaçsal yorum yok. Genişletemezsin. Kıyas yasağı vardır. Pekala. Usul kanunlarında yorum olur ama ceza kanununda mümkün değil. Bu TCK’nun 37 maddesini dar yorumlamak zorundasın. Herkes korkuyor. Ya bu arada beraat kararı verilirse o şahıslardan biri daha sonradan suçlu olduğu anlaşılırsa korkmayın. Korkmayın CMK’da var, yargılamanın yenilenmesi de var. Şartları çok ağır. CMK madde 314 şartları ağır ama var. Eğer hatalı bir hüküm verilirse bu hatalı hükmün nasıl ortadan kaldırılacağını yasa koyucu düzenlemiş ama yasa koyucu bu şartları çok ağır öngörmüş. Niye? Çünkü yasa koyucu yargıçlarına güveniyor. Yasa koyucu diyor ki, yargıçlarımın bir yere kadar hata yapmasını kabul edebilirim diyor. O kadar ki, hata riskini göz ardı edebilirim diyor ama yasada sınırlı olarak belirttiğim nedenler hasıl olursa o zaman yargılamayı bir daha yenileyelim diyor. Şimdi iddia makamına ve kolluğa çokça eleştiride bulunacağım. Şahıslar ile hiçbir sorunum yok. Az önce meslektaşlarım da bahsetti. Biz iyi niyetli, yani Narin’in katilini bulma yönlü çabasında olduğumuzu düşünüyoruz ama ön yargılar var. Ön yargısız olmalı diyor. Geçen bahsettiğim, savcılara ilişkin etik belgede savcı diyor, ön yargısız olmalı. Niye bunu diyor? İlkeleri çok severim. Diyor ki, bak mesela bir ilke daha da var. Biz avukatların diyor, müvekkilleri sadece bürosunda diyor, veyahut adliyede görüşebilir diyor. Çok saçma gözüküyor değil mi? Ama yüzlerce yıllık savunma pratiği göstermiştir ki avukatın nitelikteki yerlerde görüşme yapması daha sağlıklıdır. Bin tane örnek sayabilirim. Burada savcılara ilişkin ilkeler de bu amaçla var ama yargıçlara ilişkin de var. Hepsi bir hatanın bir deneyimin ürüdür, kıymetlidir. Burada bir kez daha söylüyorum. Şahıslar ile ilgili sorunum yoktur fakat bu makamları işgal eden şahısların insan oldukları için yanılabileceklerinden, bu yanılgıları ben de burada belirtmek durumundayım. Bir kez daha söylüyorum; bir amacım da bir daha küçük bir kız çocuğunun katledilmesi vakasında böyle bariz hatalar yapılmasın. Sen devletsin. Ya böyle bir şey olabilir mi? Bir buçuk kilometrelik bir alanda küçük bir kız çocuğunun cansız bedenini bulamıyorsun; o onu dedi, bu bunu dedi, şu şunu söyledi, burada şu oldu, bizi yanlış yönlendirdi. Ya güvenmeyeceksin. Bakın ben avukat olarak asla müvekkillerime güvenmem. Benim meslek deneyiyim bana bunu gösteriyor. Mesleğimin, savunma makamının deneyimi, ben müvekkilime güvendiğim an hata yapacağım. Ona güvenmeyeceğim, onu sorgulayacağım. Öyle onun beyanını burada duruşma salonlarında ya da başka bir yerde paylaşacağım. Dolayısıyla biz bu mazeretleri kabul etmiyoruz. İddianamede ve esas hakkındaki mütalaada soruşturmanın yanlış yönlendirildiği iddiasının üçüncü şahıslara, devlet görevlisi olmayan şahıslara yöneltilmesini kabul etmiyoruz. Hayır. Soruşturmadan yanlış yönlendirme riskini bertaraf edemeyen kolluk görevlileri sorumludur. Şimdi kıymetli yargıçlar, ben biliyorsunuz celse arasında bu 46201 no’lu dosyaya taktım. Sürekli istiyorum sizden, sürekli. Diyorum ki, gelsin. Gittim oradaki Cumhuriyet Savcısına dosya inceleme talebi attım. Çok absürttür yani kısıtlama kararı olan dosyada niye insan dosya inceleme talebi atsın bir avukat? İstedim, üzerine de yazdım, şerhimdir. Şerh düşmek istedim çünkü bariz bir hukuk hatasıdır. Daha geçen celse kıymetli savcımız dedi ki 46201 sayılı dosyada suç tanımı yaptı. Suç delillerini yok etme gizleme, değiştirme, suçluyu kayırma artık CMK okumaya gerek var mı? Böyle bir suçlamada, böyle bir ithamda kısıtlama kararı devam edebilir mi? Bunu hangi akıl kabul edebilir? Yok. O zaman ben de size söylerim. Siz kısıtlama kararı olan bir dosyadaki veri, delil, ve bilgileri burada kullanamazsınız. Eşit olmak zorundayız. Sizin gördüğünüz tüm delilleri ben de görmek zorundayım. Baştan söylüyorum. Bu yönde gerekçeli kararda herhangi bir şey olursa çok özür dileyerek söylüyorum. Olmayacak? Pekala o zaman.

Kısıtlama Kararı ve “Güran Ailesi” Kavramı Eleştirisi ​

Bu yönlü, madem ki kısıtlama kararı var, madem ki hüküm verilecek, artık geçmiş olsun. Savcılık makamına o dosyada bir şey varsa da artık kullanamayacağız. Deliller açıkça ortaya konulur, açıkça tartışılır. CMK bize bunu söylüyor. Yapmadılar, bunun sorumluluğu da artık onların üzerinedir. Tarihsel sorumlulukları var. Bunu tercih ettiler. Pekala, şimdi kıymetli yargıçlar, geçen celse meslektaşımız da bahsetmişti. Mahir Bey’in Güran ailesi kavramı kıymetli bir nokta. Niye kıymetli bir nokta? Ben esas hakkındaki yazılı savunma dilekçemde düşman ceza hukukundan bahsettim. Çok riskli bir şey. Genelde politif davalarda kullanılır. Niye bundan bahsettim? Siz bir insana doğrudan insani tekleri gösterecek vasıfları kullanmazsanız, yani anne yani baba yani ağabey gibi vasıfları, kavramları kullanmazsanız, o insana saldırabilirsiniz. Artık karşınızda Narin’in ağabeyi yoktur. Narin’in babası yoktur. Narin’in annesi yoktur. Narin’in amcası yoktur. Artık karşınızda Güran ailesinin fertleri vardır. Saldır! Rahatça saldır. Kamuoyunu da arkana almışsın. Haberlere de paylaşmışsın. Yazmışsın da yazmışsın. Bu tanımlamayı biz reddediyoruz. Böyle bir tanımlama yok. Böyle bir saldırı mantığı yok. Burada yargılanan 4 tane sanık vardır. Bu sanıkların vasfı da ortadadır ve bellidir. İddia makamının iddianamede ve esas hakkındaki mütalaada Güran ailesi ya da ailesinin fertleri olarak belirtmiş olduğu kavramın altında delilleri karartma olarak ifade edebileceğimiz beyanlarını desteklemesi kabul edilemezdir. Kabul edilememesinin bir sebebi şudur; bu ancak bir iddiadır çünkü hüküm onun üzerine inşa edilmeyecektir. Hüküm buradaki 4 kişinin cinayet fiilinin faili olup olmadığı üzerine kurulacaktır. Bu kadar dolayısıyla oradaki uzun uza diye anlatılan beyanlar bu sebeple temelsizdir. Bunlara katılmak mümkün değildir. Sayın yargıçlar, bir de müsaadeniz ile flash şey yapabilir miyiz? Yalnız ben görmüyorum.

Hakaret İddiası ve Silahların Eşitliği Prensibi ​

Silahlar eşit olsun madem ben de bu beyanı gösteriyorum. Hangi hukukçu bu ifadeye hakaret değil der? İfadeyi ben şöyle bir dakika sesli okuyayım. Hayır, şimdi şöyle izah edeyim, zaten görmesi gerekenler görüyor. Çok kısa, bir kullanıcı Arif Güran’dan bahsederek “bu köydeki herkes potansiyel faildir bu şerefsiz de dahil”. Ezberimden söyledim umarım yanılmamışımdır. Bu soruşturma numarasını vereyim, 2024/56920. Her savcımın, her yargıcımın kararına saygım sonsuz fakat mademki o 46201’i kullanıyor, ben de size bundan bahsedeyim. Burada Cumhuriyet Savcımız matbu ifadeler ile kopyala yapıştır. Tüm hakaretlerimiz hakkında dedi ki, matufiyet oluşmamıştır. Takipsizlik kararı veriyorum. Ya bu insanlar insan değil mi? Arif Güran insan değil mi? Arif Güran vatandaş değil mi? Arif Güran yurttaş değil mi? Arif Güran niye ceza kanunun ona sağlamış olduğu mağdur statüsüne haiz olamıyor? Buradaki tavır, buradaki yaklaşım bunu göstermek için bu hakareti gösterdim. Yok, hala bunun hakaret olmadığını, matufiyet olmadığını söyleyen var ise sabaha kadar tartışabilirim.

İşkence İddiaları ve Soruşturma Yetkisinin Paylaşılması ​

Şimdi yine sayın savcımız mütalaaya ek bir cümle ekledik. Bu çoban Ahmet meselesindeki şikayete tabi suçlar ile alakalı ihbarda bulunmasını istedi heyetinizden. Ben sayın savcıma şunu söylemek istiyorum. Geçen celse o kadar burada tanık dinlendi, sanık dinlendi. O kadar işkenceden kötü muameleden bahsedildi, bilmiyorum yani. Ben şahsen müvekkilime bunu öğretmedim. Yani ben tiyatro hocası değilim. Yani bu çok nitelikli dram gerektiriyor. Yani bana şunu yaptılar, bana şunu izlettiler, bana bunu söylettiler, çok affedersiniz işim gücüm yok bunu müvekkilime öğretecek halim de yok. Bunlar apaçık ciddi iddialardır. Bunların soruşturulması gerekiyor. Ben bilmiyorum, biz Türkiye’de hukukçular olarak bir devleti koruma refleksimiz var. Ben bunu aşamıyorum. Devlet dediğin sensin, benim, biziz. Devlet bu. Bir kutsaliyet ifadesi belirterek devleti koruma refleksi bize hata yaptırır. Bizim devletimizdir. Pekala, biz bu develetin ferdiyiz, pekala ne de olsa zararı da bizedir, pekala ama yargılamada devlet yok. Çok affedersiniz, şunu diyemez miydik iddia makamına, devlet adına hareket eden yok, devlet dememişler. Kamu adına kamu eşit değildir devlet. Yine biz şunu diyemez miydik, hüküm ve kararların üzerine devlet adına karar veriliyor. Hayır, Türk Milleti Adına karar veriliyor diyor. Millet bunu bilerek diyor. Bu teknik, bu bir tercihtir. Dolayısıyla o yönde de eleştiri de bulunmak istiyorum. Eğer o Ahmet Çoban meselesinde ihbarda bulunmasına talep ediyorsanız, işkence iddiaları da ciddi iddialardı. İhbarda bulunulması gerektiği kanaatindeyim. Şimdi yine soruşturma makamına ilişkin eleştirilerim devam ediyor. Bir sorunumuz daha var. Bizim ceza muhakeme kanunumuz hatta bu kanun yürürlüğe girdiği zaman şöyle dediler. Dediler ki, kanun koyucu cumhuriyet savcısı soruşturmanın imparatoru yapmıştır. Doğrudur. Yetkisi çoktur, soruşturmanın kaptanıdır, soruşturmanın yetkili kişisidir. Bunu niye yapıyor? Kanun koyucu niye soruşturmayı sadece kolluk mensuplarına bırakmıyor? Suçu suçluyu bulmakta bence naçizane görüşüm daha etkililer. Sahadalar çünkü biz Üniversitede, hukuk fakültesinde bir suçlu nasıl bulunur, bir fiil nasıl aydınlatılır, öğrenmiyoruz. Hukuk bilgileri öğreniyoruz ama kanun koyucu ne yapmış? Gitmiş, soruşturma makamının başına savcıyı koymuş çünkü kanun koyucu hukukçuya güveniyor, hukukçu yapacakmış diyor, hukukçu emredecek diyor. Çok özür diliyorum burada emredilen kişi zayıf değildir. Bir makama işgal etmektedir. Herkes cübbesini çıkarttığında herkes eşittir ama iş yapılırken farklı bir organizma var. Orada emredecek diyor. Bizim bu dosyada cumhuriyet savcılarımızın emrettiğini ben düşünmüyorum. Yetki paylaşmışlar çok tehlikeli bir şey yapmışlar. Çok tehlikeli bu. Veremezsin. Onun iyiliği için bile olsa veremezsin. O bilmez. Bazen biz konuşuyoruz, bizim de var polis tanıdıklarımız, komiser tanıdıklarımız bize soruyorlar. Avukat bey bunu nasıl, niye soruyorlar? Çünkü, evet suçu ve suçluyu bulmakta iyi fakat bir takım hukuk bilgileri onda olmadığı için kaygılı. O yüzden buradaki soruşturmadaki absürt nokta problemleri, noktalardan bir tanesi de bu yetkinin paylaşılmış olmasıdır. Yetki kollukla paylaşılamaz. Emredecekti. Emretmemin başımıza bunlar geldi. Şimdi yine kıymetli yargıçlar, biz diyoruz ki, ceza muhakemesi hukuku bir çatışma alanıdır. Ortada bir çatışma var. Çatışma şu, yasa koyucunun ön görmüş olduğu suç bu suçtan görülen fiili gerçekleştirmekle o şahıs esasında toplum barışını tehdit etmekte, bir çatışma meydana getiriyor. Çatışmanın tarafında, bir tarafında bu toplum barışını tehdit eden kişiler bir yandan da onun hakları var. Biz bu çatışmanın nasıl yönetileceğini CMK’dan öğreniyoruz. CMK kanun koyucumuz yine bu çatışmadan kavramları bilerek seçmişim. Bakın çok az bilinen bir şey olduğunu düşünüyorum. Alman Ceza Mahkemesi Kanununda ifade neden olmak tutuklama nedeniyken bizim kanun koyucumuz bunu ön görmemiş.

Delil Sunumu ve “Siyaseten Katil” Kavramı ​

Yine kıymetli yargıçlar, yine ceza muhakemesi kanunumuz delillerin asılları ile irad ve ikame edeme kurallarını ön görmüştür. Yani bir beyan delili soruşturma makamı tarafından tutanakla sunuluyorsa bu beyan delillinin duruşma salonunda olduğu hali ile, aslı ile konuşturulmak suretiyle ortaya konması gerekir. Burada jandarma tutanaklarında bir ton beyan delili tutanağa bağlanmış. Bu şahıslar burada dinlenmedi. Hangi moral ile yazdığını bilmiyorum. Ben onu sorgulamadım. Dolayısıyla bu jandarmanın tutmuş olduğu aleyhe tutanakları zaten lehe bir tane tutanak yok. Yav ben anlamadım, bu insanların bir tane lehe işi yok mu? Bir tane lehlerine delil yok mu? Bir de kıymetli yargıçlar, bizim coğrafyamızın geçmişinde bir kavram var. Başka bir konu ile tartışırken Av. Mahir bey ile benim de aklıma bu dava geldi. Diyor ki, siyaseten katil, yani devletin ali menfaatleri gerektiriyorsa bir şahsı siyaseten katledebilirsin. Mesela Padişah kundaktaki kardeşini öldürebilir, siyaseten katildir, meşrudur ve ahlaki görülüyor. Biz Türkiye Cumhuriyeti’nin fertleri, Cumhuriyetimiz bunu reddediyor. Siyaseten katil yasaktır. Çok büyük bir suçtur. Dolayısıyla bu dosyada da bir takım muhaliflerce devletin ali menfaatlerinin bu şahısların cezalandırılması olduğu yönündeki açıklamalara da bir savunma olması açısından bunu belirttim. Ben sizin heyetinizin bunlara itibar edeceğini düşünmüyorum ama yine de bunu belirtmek istedim. Hakikaten de koyuncu dedim. Bir masumun cezalandırılması riskine girmemiş, bunun yanında yine çok sevdiğim bir yargıç Sami SELÇUK hukuki tanıda yanılgı. Bir kitap. Bu orada bir yargıcın yasa kuralını uygularken dikkat etmesi gerektiğine, çok özür diliyorum haddim değildir ama ben bunu kıymetli gördüğüm için açıklama yapmak istiyorum.

Yargıcın Görevleri ve Masumiyet Kanaati ​

Diyor ki, Sami hoca eski Yargıtay başkanlığı da yapmış diye biliyorum. Yargıtay her türlü savcılığı yapmıştı da aynı zamanda. Yazılı hukuk diyor. Söz gelimi bir yasa, yargıcın hukuk anlayışına uymayabilir. CMK’nun 223/2’yi beğenmeyebiliriz ancak yargıç onu uygulamak zorundadır. Bir yargıç, hukukçu bir yurttaş olarak yazılı hukuku yani olan hukuku olması gereken hukuk açısından bir bilimsel çalışma yaparak elbette ele alabilir, eleştirebilir. Eleştirmelidir de. O onun hukuka topluma karşı yerine getirmesi gereken sıradan bir görevdir. Çünkü her hukukçu gibi yargıç da 24 saat yargılama yapmaz ama kendine ve herkese karşı sorumlu bir bireydir. Bu yüzden de hem bir düşünce üreticisi müçtehit, hem bir toplum önderi ve yol göstericisi mürşit, hem de hukuk savaşçısı yani mücahittir. Bunun doğal sonucu da şudur; Söz konusu eleştiri ödevini yerine getirmek ne kahramanlıktır, ne de yüreklilik görevini yerine getirmekten kaçınılamaz. Bu bir kahramanlılık, yüreklilik olsun ancak yargılama yaparken de yazılı hukuku, örneğin bir yasayı, iyidir kötüdür diye yargı kararını eleştiremez. Uygulamaktan da kaçınamaz çünkü yargılama yürürlükteki yasalara göre ve yürürlükteki yasaları uygulamak için yapılır. Olması gereken hukuku uygulamak için değil, Sokrates ne der? adaleti lütfetmek değil, herkesin hakkını vermek, kendi keyfine değil yasalara uyarak hüküm vermektir. Yine Montaigne diyor ki, yasalara yasa oldukları için saygı gösterilir ve uyulur, doğru oldukları için değil. Bunlardan niye bahsettim? CMK 223/2 de bir yasadır. Bu dosya nazarında sübut, yani sabit olup olmamak şeklinde yargılamadan beklenen amaç mümkün gözükmüyor. Yani şahsen bir hukukçu olarak kendi kanaatimi bir türlü netleştiremiyorum. Kendi müvekkilim hakkımda kanaatim net. Ben onu Yusuf’a benzetiyorum. Hz. Yusuf’a benzetiyorum. Ben diyorum ona da geçen sefer de söyledim. Onu kuyuya atan kudret, onu yine Mısır’ın emiri yapmaya muktedirdir. Ben sakin müsterih olmasını talep ediyorum. Ondan biz onun mücadelesini vereceğiz. Onu her gördüğümde aklıma o geliyor. Şimdi sizden ricam orada bir evrak daha açmanızı isteyeceğim.

Nevzat Bahtiyar’ın Çelişkili ve Kurgu Beyanları ​

O zaman çok uzatmayacağım bu kısmı. Şimdi burada Nevzat Bahtiyar adlı sanığın ifadeleri toplam 7 idi. Dün itibari ile 8 oldu. Yer gösterme de dahil. Ben onu konulara ayırdım. O gün neredeydin? Salim seni ne için aradı? Şu an kafadan ezbere söylüyorum, sana cesedi nasıl teslim etti? Teslim aldıktan sonra ne yaptın? Orada bayağı böyle aslında daha uzun bir çalışma olacaktı ama zaman bu kadar elverdi. Şimdi bu niye önemli? Ben bunu inşallah PDF’e çevirip hükümden önce teslim edeceğim. Zaman kalırsa incelersiniz. Eğer şimdi ben bunu niye yaptım? Yazılı dilekçemde de yazdım. Bir sanığın çelişkili beyanda bulunması onun aleyhinedir. Yargıç ne yapsın? Yargıç haklı. Önüne gelen kişi yalan söylüyor. Yalan söylediği tespit ediliyor ona niye güvensin? Dolayısıyla çelişkili beyan meselesi önemli fakat çelişkili beyanının yanında bir kavram daha var. Kurgu yaratma. Kurgu yaratma daha beter. Sanık sadece çelişkili beyanda bulunmuyor, başka bir hikaye meydana getiriyor, anlatıyor. Şimdi göreceksiniz. Kıymetli yargıçlar, o Bahtiyar’ın bu güzel bir metot yani o daha tek tek sayfaları karıştırmaktansa konu bazlı ayrım daha çok işimize yarıyor. Şimdi bakacağız, şunu göreceğiz. Nevzat Bahtiyar inanılmaz zeki. Gerçekten zeki. Ben onun çok zeki olduğunu düşünüyorum. O kadar zeki ki, o dakika ona soruluyor “O gün hiç Salim’i aradın mı?”. “Aramadım” diyor. Aradan biraz zaman geçiyor, telefonum var şimdi hatırladım, şu sebepten aradım diyor. İfadelerde yine bu tarz kolluğun yanlış soru taktikleri. Boşuna demiyorlar. Kolluk başına birkaç soru soracak, yorum katmayacak, yönlendirmeyecek. Sadece ne nedir, ne nasıldır, bu kadar sor. Sonradan zaten savcılar yargıçlar onun çelişkilerini bulup onu düşürecekler, merak etme. Ama yok, bunu yapmamışlar. O bir takım soru tarzlarını veri paylaşımı olduğu anlaşılıyor. Kurgu yaratıyor. Ben korna ve selektöre takmıştım mesela. İlk bu davayı aldığımızda dedim. Mesela dedim, bu çok nitelikli ayrıntı. Hani bunu sağlamak kolay değil. Korna ve selektör. Bir baktım, ilerleyen süreçte konu eve geldi. Bud a çok nitelikli. Bu kadar hızlı değişimler çok ilginç. Benim vicdanım kabul etmiyor. “Nevzat katildir” diyemem. Ona siz karar vereceksiniz. Benim buna hakkım da yok ama şimdi bu beyana bir şey demeyelim mi? Bu çok problemli bir şey. Bu çelişki değil. Bu kurgu yaratıyor. Çelişkili diyebileceğim bir şey Narin’in naaşı kendisinin uhdesinde. Bakın teslim demiyorum, öyle bir tespit olamaz. Kendinin uhdesinde. Şöyle ifade edeyim. Köyden ayrıldıktan sonraki dere kenarına geldiği süre zarfına kadar hemen hemen uyuyor. Ufak tefek değişiklikler var. Orada sıkıntı yok. Yine bilgi alma tutanağındaki “O gün Çarıklı’daydım” şeklindeki külliyen yalan olan ifadesi haricinde, saat 15:08’e kadar olan hareketliliklerinde anlatırken ufak tefek çelişkiler var. Orada da bir sıkıntı yok ama saat 15:08 geldiğinde Nevzat kuduruyor. Orada bambaşka bir şey görüyoruz. Orada çelişki yok, kurgu var. Ben hala da diyorum, hiçbir şeyine inanmıyorum. 15:08 telefon aramasından sonra ben dün kendisine sordum ya, hem annenin evinden muslukla su çekiyorsun bir elinde hortum var, hortuma gidiyorsun, hem de diyorsun ki onu su için aradım. Bu çok çelişkili bir beyandır. Elinde su var. Ya suya ulaşıyorsun, niye o gün? Niye o saat? Biz eşinin beyanlarından da görüyoruz ki o gün köyde de olmaması gerekiyor. Başka yerde olması gerekiyor. O gün diyor “Çarıklı’ya gitti, geri döndü” diyor. O saatte suyun içeriği, bilmiyorum, o sorulma nedeni bu ise bana samimi gelmiyor. Su için aradım. Niye su için arıyorsun? Sizden rica etsem bir tane şey var. Orada ‘cami Nevzat Patika Tepe’ diye geçmesi lazım. PDF var. Şimdi kıymetli, kıymetli yargıç şimdi ışığı kapatsak iyi olur sanki. Sağımdakiler de görür.

Nevzat Bahtiyar’ın Olay Yeri Yakınlığı ve Beyan Tutarsızlıkları ​

Şimdi dün Nevzat Bey’e sordum. Dedim ki, sen dedim annenden hortumu çekiyordun, suyu nasıl açıyordun diye sordum ona. Gerçekten bir tarafa bilmediğim bir soru sordum. Genelde bilirim sorularımın cevaplarını. Sordum, bana öyle bir cevap verdi ki tam bu diyebileceğim cevabı verdi. Bana dedi ki, annemin evinin avlusundan ona benzer bir ifade, dedi suyu çekiyorum. Şimdi saat 15:08’de Salim ile konuştun, ondan sonra gittin patlıcan sulamaya. O gün o saatte patlıcan suluyorsun. O da ilginç. Şimdi, tamam ben burada inanayım sana. Hani burada diyeyim ki doğru söylüyor olabilir, dikkate alayım. Artık sen 52 yaşındasın, akıllı bir adam olduğunu da söylüyorum senin. Bak beyanların nelere iş açıyor. Eğer söylediklerim doğru değilse 15:08’de sen evden çıktın, nereye çıktın, geldin? Şurada kıymetli arkadaşlar, bak ben burada salona doğru göstereyim. Bu onun evi. Ya evin önünden çıktığında şuraya geliyor. Annesinin evine, annesinin evine geldiği zaman saat 15:08’den sonrasından bahsediyoruz. Cami burada. Çıktığı zaman Narin’i görme ihtimali çok yüksek. Şuradan görünüyor. Gidelim keşif yapalım. Görünür yapmayalım, yine Google’dan bakalım. Görünür. Burada su hani onun tabiri ile söylüyorum. Annesinin evine gidip su musluğunu açtığı zaman burada Narin’i görüyor, geri geliyor, şu tarafa sulama işlemi yaptığını söylüyor, değil mi? Yine bakın Narin buradan çıkacak ya tepeye, yine çıkacağı zaman o saat diliminde o dakikalarda Narin’i görmeme ihtimali yok gibi bir şey. Şimdi bu mekandan bahsediyorum. Şu bölge çok kıymetli, çok önemli. Az önce videoda göstermeye çalıştık. Eksen kayması dediğimiz yer, açı kayması dediğimiz yer aslında şurayı ifade ediyor. Şimdi Narin’in camiden geldiği dakika ile evine doğru saptığı dakika arasında Nevzat Bahtiyar kendi beyanları ile, şaşmaz bu hiç şaşmaz, buralarda takılıyor. Ben diyor, Narin’i görmedim diyor. Ben buna inanmam, inanamam. Narin i gördün. Yani olay burada gerçekleşti. Diyorlar ya, bu ilginç bir tesadüf mü? Bir tarafta olay gerçekleşiyor, bir tarafta Nevzat buralarda takılıyor. Bu çok acayip bir şey. Bu çok acayip bir tesadüf. Ben onu size söyleyeyim. Şimdi o dakikalarda, Narin’in yürüdüğü o dakikalarda Narin’e en yakın olan şahıs Nevzat Bahtiyar.

Nevzat’ın Motivasyonu ve Araç Meselesi ​

Bu dosyadaki deliller net olarak bunu söylüyor. Ona en yakın olan. Bu kendi beyanları. Dosyadaki diğer şaşmaz objektif olan, veriler bunu ortaya koyuyor, dolayısıyla onun hakkında olumsuz kanaate de kapılmamız olağandır, normaldir. Yine bu dünkü duruşmada biraz toparlamaya çalıştı ama önceki celse batırdı. Bir cümle söyledi. Dedi ki, ben aslında dedi, naaşı oradan alacaktım, dedi. Başka bir yere götürecektim dedi. O zaman bırakacaktım falan deme hatırlamıyorum okumadım siz bakarsınız, yanıltmış olmayayım. Sen cinayetin asli faili değilsin, doğrudan faili değilsin, müşterek faili değilsin ama gidiyorsun naaşı koyduğun yeri değiştirmek istiyorsun. Niye değiştirmek istiyorsun? Senin motivasyonun ne? Burada kimse bulmamış, kimse görmemiş, bu değiştirme yönündeki enerjinin kaynağı ne? Aile görsün diye, işte Narin’in cesedini bulsun diye. İnanmıyorum sana. Sana niye inanayım? Jandarma kapına gelmeyene kadar bir kelime etmemişsin. Jandarma kapına gelmeyene kadar hiçbir şey yapmamışsın. Düşünüyordum yok. Öyle bir düşünceyi kabul etmiyorum. Dosyadaki veriler ile uyuşmuyor senin bu beyanın. Dolayısıyla oradaki hususta bu araba meselesi bir cinayetin gerekçesi olması düşük, gerçekten düşük fakat cinayetin gerekçesi olmamakla beraber Narin’e olan yaklaşımı değiştirebilir. Şöyle değiştirebilir sen gidiyorsun, bir adama 64.000 TL’ye bir araba satıyorsun. Fiyatını sordum ona, doğru bildi. Onu unutmamış. Unutamaz. Para bin lira, iki bin lira. Parası yok diyen adam 60.000 TL gelir beyan etmiş. Sıvacı günlükleri 2.000 lira, 3.000 lira. Az değil. Kendisi öyle beyan etmiş. Kimliğe ilişkin sorulara doğru cevap vermek zorunda. 64.000 TL’ye araba, bu arabayı Arif, bir nevi komisyoncu oluyor, burada komisyonculuk yapmak suretiyle bir başkasına satıyor. Bu işten de 2.000 TL kar ediyor. COVID öncesiydi. Para biraz daha kıymetliydi. Şimdinin her halde 10.000 TL’si falan oluyor. Ucuza bir araba veriyor. 74.000 TL gibi bir şey vadelisi. Tamam, peşinen alınmış, iyi paraya veriyor. Dostluk yapıyor, ona ucuza veriyor. Niye? Yine başka bir hukuk bilgisi kullanacağız. Özür dilerim, evet ayıplı mallar her zaman ucuzdur.

Nevzat’ın Şüpheli Eylemleri ve Adli Hata İhtimali ​

Ayıplı mal olduğu anlaşıldıktan sonra her zaman alıcı ayıpta bedelde indirim ister ama bedelde indirim gösterilen bedel üzerinden yapılır. Aslında burada Bahtiyar ayıplı olduğunu bildiği aracı önceden indirimini yapmış, veriyor, ucuza veriyor. Hakikaten ucuza veriyor. Daha sonrasında onun önüne bir hesap çıkartılıyor. 80.000 TL. Ben olsam sinirlenirim. Ben olsam kızarım. Hem ucuza araba veriyorsun hem de gelip sende para istiyorlar. 50.000 TL istiyorlar. Bildiğim kadarıyla 40.000 TL vermiş. Ben olsam içerlerim. Keşke benim yanıma gelseydi, ben ona yardımcı olurdum davasında. Yardımcı olurdum. Sormamış, etmemiş çünkü beraber aynı köyde oldukları için burada ona yapılan o muamele kanaatimce bu benim düşüncem, dosyaya yansıyan bir delil yok, Arif’e içerlenmiş. Zaten HTS trafiğine baktığımız zaman Arif’le görüşme sıklığının olmaması. Nedenlerden bir tanesi de bu içerlenmiş hakikaten aşağılamak için söylemiyorum, bir köy yerinde ufak günahlar çok büyük günahlardır aslında. Ufak hatalar çok büyütülüyor. Dolayısıyla orada aramız iyiydi falan, zaten kabul etmiş olsaydı masa kurulmazdı, toplantı edilmezdi. Demek ki, kabul etmemiş ki Nevzat bey bir masa kurulmuş. Kabul etmeme yönünden irade gösteriyor. O parayı vermiyorum diyebiliyor ama nedense bir cesedi alma konusunda hemen tamam diyor. Yani 50.000 TL’yi ödemiyorum ama Narin’in cesedi olduğu zaman hiç sorgulamaksızın hiç düşünmeksizin dakikalar içerisinde teslim alıp dakikalar içerisinde teslim ettiğini söylüyor. Absürt, ilginç. Çok büyük kurgu. Bu 30 dakika boyunca dere kenarında ne yaptığını açıklayamıyor. Onun bahsettiği fiiller kendi beyanı ile oraya dere kenarına koyma şeklinde 30 dakika altında gerçekleşebilir. 3 dakika 5 dakika 10 dakika olsun. Orada ne yaptı? Orası karanlık kalacak karanlık. Kimse görmüyor, kamera görmüyor. O söylemeyene kadar kimse bilmeyecek. 30 dakika boyunca orada ne yaptı? Keşke bir şey yapmasaydı, bilirdik. Söylerdi, bunu hakkında bu beyanı bulunmazdım ama o 52 yaşında akıllı adam. Söylemedi o zaman. Ben de bunu söylerim şimdi. Adli hata gerçekten önemli bir şey. Adli hata her zaman mümkündür. İnsanların olduğu her yerde mümkündür. Yargıçların olduğu yerde de hata mümkündür ki zaten o yüzden kanun yolu var.

Adli Hatanın Nedenleri ve Davanın Karmaşıklığı ​

O yüzden yargılamanın yenilenmesi var. Diyor ki, bir vakıayı adli hataya götüren süreçler nelerdir diye bir bilimsel makale gördüm. Çokça şey var, siz de davalarda görüyorsunuz. Birincisi görgü tanıklarının yanlış teşhisi, kolluk soruşturmasında yapılan yanlışlıklar, hatalar. Bizi neler hataya götürüyor? Savcılıkla yapılan yanlışlıklar, hatalar, adli tıpça yapılan hatalar, sahte itiraflar, sabıkalı kişilerce sunulan uydurma ve güvenilmez kanıtlar, yetersizce yapılan adli yardımlar. Bu dosyada da buna benzer çok şey var. Bizi, yani bizi hataya götürmeye sevk etmeye neden olabilecek çok şey var. Bu dosyada adli hata riskini doğurabilecek başka şeyler de var. Burada yazıyor, medya ve özellikle sosyal medya yargılamasının mahkeme salonunu etkilemesi. Ben o yüzden birinci celse size güveniyorum, biliyorum etkilenmeyeceksiniz dedim ama yine de talepte bulundum. O sebepten basın ve yayın organlarını izlememe talebinde bulundum. Yine adli hataya götüren nedenlerden bir tanesi daha soruşturma aşamasında yapılan hatalar ve yanlışlıklar. Soruşturma başarısızlığı ve gerçek suçlunun gerçek kalması yine kanıtın kusurlu, yanlış duası. Mesela daraltılmış baz çetin davaların niteliği. Parantez içerisinde kanıt yokluğu, kaynak yetersizliği ve mağdur tanıkların işbirliği yapmaması. Bu cinayet çok basit bir nedene dayanmış olmalı. Bunu ben demiyorum, bunu FBI ajanları söylüyor. Ben oturdum, onların makalelerini de okudum. Cinayet ne kadar basitse işin içinden çıkmak o kadar zordur diyor. Cinayetin faili tanığı ne kadar az ise diyor, işin içerisinden çıkmak o kadar zordur diyor. Cinayetin faili, tanığı ne kadar az ise diyor, işin içinden çıkmak o kadar zordur diyor. Şunu demiyor; kim kök suçlu demiyor. Çok kolaydır onu demek. Öyle bir şey olabilir mi? Akıl mantığa uyuyor mu? Çok afedersiniz, yemez yani. Ha karşında o kadar silahla jandarma varken yemez. Çok afedersiniz, zaten jandarma da bunu bildiği için bayağı hırpalamış. Ona rağmen bir şey çıkmamış. Bunun üzerine düşünmemiz gereken bir şeydir. Acaba gerçekten bilmedikleri için konuşmuyor olabilirler mi? Kimsenin niye bu aklına gelmiyor?

Adli Hatayı Önleme ve Bilirkişi Raporları Eleştirisi ​

Dolayısıyla kıymetli yargıçlar, adli hataya bizi götürebilecek çok fazla neden var ama bizim bu adli hata riskini bu davanın adli hataya dönüşmesine izin vermememiz gerekiyor. Elimizde enstrümanlar var. CMK 223/2 var, şüpheden sanık yararlanır var. Keşke Enes için, keşke Enes için sanığın suçu işlediğinin sabit olmamasına dayalı bir hüküm gelseydi ama mümkün gözükmüyor çünkü dosyadaki veri ve beyanlar, o karmakarışık hale getirilmiş o kadar çarpıtılmış ki, gelen aşamada dileğim odur, isteğim odur bir hukukçu odur, o yönlü bir savunma yapmayacağım. Ne olacak? Bakın, şimdi soruşturma makamı işini iyi yapmadığı için ne olacak? Bu insan ölene kadar yarın öbür gün büyüyecek, çoluğu olacak, çocuğu olacak, insanlar arasına karışacak. Ölene kadar şüphe nedeniyle beraat alan biri olacak ha? Doğrudur. Beraat kararından kaynaklı aklanma hakkı mevcuttur içerisinde ama şunu da diyemeyecek yani; suçlu kesin olarak budur diye ben beraat edildim. Şimdi daraltılmış baz çalışması ile ilgili kıymetli meslektaşlarım epey bir açıklamada bulundular. Şimdi ben şunu izah ediyorum. Bu raporu tanzim edenler bilirkişi değil. En azından kovuşturma açısından bilirkişi değil. Soruşturma aşamasında zaten geçen celse bahsettim, bilirkişi görevlendirilmesine ilişkin kuralın hiçbirine riayet edilmemiş. Bir şekilde bu rapor dosyaya girmiş. Kıymetli yargıçlar, bir iddianame düzenlendiği zaman iddianamenin ekinde her şey olabilir. Her şey olabilir. Biz oradaki her şeyin nitelendirilmesini kabul etmemiz mümkün olabilir mi? Eğer yargılama makamı onu kabul ediyorsa her şeyi doğru, gerçek o zaman savunma makamının tüm raporlar tüm uzman mütalaaları üzerindeki başlıkta anılmak zorundadır. Silahların eşitliği ilkesi bana bunu söylüyor. Savcılık makamı kamu gücünü kullanmak suretiyle daha kudretlidir. Soruşturma aşamasında ama kovuşturmaya geçtiğimiz ben delillerin eşdeğer olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla savcılık makamı için bu bilirkişi raporu olabilir ama bizim açımızdan bilirkişi olmayacağını savunuyorum ben. Çünkü sizin CMK’ye göre yapmış olduğunuz bir görevlendirme kararı yok. Ek rapor talep ettiniz ama siz ek raporu doğrudan o kişilerden talep etmediniz. Savcılığı aracı kılmak suretiyle istediniz.

Hatalı Raporlar ve Uzmanlık Tartışması ​

Esasında o belgenin yine savcılığa dair bir belge olduğu verisi muhafaza edilmiş oldu. Bunlar niye bilirkişi değil? Bunlar bilirkişi listesine kayıtlı değil, evet görevlendirme yapılabilir listede kayıtlı olmayanlardan olabilir. Evet kabul ediyorum ama nasıl yapılabilir? Bilirkişi listesine bak diyor, Van’a bak, ne bileyim Ankara’ya bak. İstanbul da bir ton var. Ben konu alakalı bilirkişi yapan kaç kişi ile görüştüm hepsi bu safsatadır diyor ya bu rapora. Bir uzman mütalaası istiyorum. Hani hazırlayın, ücret teklifi alıyorum, zaten uçan kaçan rakamlar ama yine de biz çoğu kişi hazırlamıyoruz diyorlar. Biz bu dosyada nasıl rapor hazırlayalım? Aman aman bu dosyada rapor hazırlamak kime düşer? Biterler işi biz sanık müdafi olarak biz bu riski göze aldık. Dolayısıyla o daraltılmış baz çalışmasına yönelik etkili delil çalışması yapamamamızın ana nedeni budur ama esasında yapmasak dahi daraltılmış baz çalışmasının defalarca çürütüldüğünü, meslektaşlarım tarafından çürütüldüğünü gördük. Çürütülüyor, durmadan çürütülüyor. Ben geçen celsedeki beyanı tekrar etmeyeceğim. Yeni bir metodun bir yargılamada nasıl kullanılabileceğine ilişkin unsurları izah etmiştim. Yine bir çeviride sundum. O çeviri, evet savunma dilekçemin son sayfasında çeviri hakkında bilgi notu diye bir şey yazdım. Bunu niye yazdım? Dedim ki, bu çeviride bir ton hata olabilir. Bu çeviriyi ben bu program ile yaptırdım. %100 doğruluk iddiam yoktur. Ben bilirkişi değilim. Yani sizi yanıltmamak için elimden gelen her şeyi yaptım. Keşke bu raporu da hazırlayanlar da bunu yapsaydı ama yapmadılar. Niye yapmadıklarına girmek istemiyorum. Girsek işin içerisinden çıkamayız ama şuna eminim, kasten gerçeğe aykırı rapor düzenlemek suçtur. Bunun mücadelesini vereceğiz. Bu suçtan yargılanmaları için elimizden geleni yapacağız ki başka bir yargılamada bir masum bu şeylere maruz kalmasın.

Diyarbakır Barosu’nun Rolü ve Katılan Sıfatı ​

Şimdi yine kıymetli yargıçlar, ben şimdi Diyarbakır Barosu’na geleyim. Katılan taraf şu an burada değiller. Kendilerini temsil edenler burada değiller. Çokça Diyarbakır Barosu meslektaş vardı. Eminim salonda kıymetli bir baro, kıymetli işler yapmış ama bu dosyada çok yanlış konumlandırdı kendini. Çok yanlış! Sayın heyet. Heyetiniz daha önceden pek görünmeyen bir karar verdi. Şu yönde görünmeyen; her zaman toplumsal olaylarda, kamuoyuna mal olmuş davalarda barolar barolar birliği gelirdi, katılma sıfatında bulunurdu. Suçtan doğrudan doğruya zarar görmedikleri için red kararını alıp giderlerdi. Ben de bir avukat olarak hep buna içten içe üzülmüşümdür yani. Keşke baromuz burada olsaydı, keşke onlarda mücadele etseydi diye. Şimdi bu davada anladım ki, esasında bu doğru bir kuralmış. Doğrudan doğruya zarar gören kavramını dar yorumlamamızda abes bir şey yokmuş, çünkü olmuyor. Bir baro katılan sıfatını aldığında taraf olduğu için artık taraf olmak tehlikelidir. Biz zannediyoruz ki ihsas-ı rey sadece yargıçlar için var. Yok, herkes için ihsas-ı rey vardır. Bir söz ağzınızdan çıkıyorsa o söz sizi bağlar. Soruşturmanın başında Diyarbakır Barosu’nun o dönemki yöneticileri bu dosya ile alakalı görüşünü bir şekilde ifade ettiler. Daha iddianamede tanzim edilmemişti. O görüşe bağlılar artık. Evet, yanıldığını kabul etmek bir erdemdir. Ben çok yanıldım. Mesela dün Nahit bey benim bir yanılgımı ortaya koydu, teşekkür ediyorum kendisine. Ben yazılı savunma dilekçemde Enes’in ATK raporundaki 3-6 gün tespitini yapmışım, o minvalde gün belirtmişim ama esasında ATK raporunda, yani günler tutmuyor esasında. Orada bir gün düzeltmesi yaptı, haklı. Ben onu görmemişim. Eleştirebilir. Ben de onu eleştireceğim. Bu kadar meslektaşımın sinirlenmesine gerilmesine gerek yoktu. Ben Diyarbakır barosu kötüdür, Diyarbakır Barosu çok kıymetlidir.

Baro’nun Talepleri ve Müşterek Faillik Tanımı ​

Şimdi mesela dünkü iddia biçimine baktığımızda Diyarbakır Barosu, katılan olan Diyarbakır Barosu sanıkların bir takım çelişkilerini dizdi, dizdi, dizdi. O da iddia makamı gibi bir senaryo, bir oturak yapamadı. En sonunda dedi ki, tüm sanıkların cezalandırılmasını istiyorum. Evet, katılan sıfatındaki kişi bunu isteyebilir. Katılan sıfatındaki suje tüm sanıkların cezalandırılmalarını isteyebilir. İddia dokunulmazlığıdır, problem yok. Ama sıfatı taşıyan Diyarbakır Barosu ise bunun bir ağırlığı var. Diyarbakır Barosunu bu ağırlı bilerek bunu istemek zorunda. Bak daha sonrasında Diyarbakır Barosu’nun hatalı bir talebi söz konusu ise, burada bir masumun cezalandırılması söz konusu olursa siz hukuk tarihine nasıl geçeceksiniz? Ya siz güzel geçtiniz baro olarak bugüne kadar. Ben İstanbul Barosu’ndanım ama ben hep sevdim sizi. Ama siz bu davadan ötürü hukuk tarihini bir masumu cezalandırılmasına neden olan baro olarak mı geçmek istiyorsunuz? Ben bunu sizin için dahi olsa kabul etmiyorum. Amaçsal yorum ceza kanununda mümkün değil. O meslektaşıma ben bunu belirtmek istiyorum. TCK anlamında yine müşterek fail tanımlamaları. Şimdi kıymetli yargıçlarım bilirsiniz kelimeler kıymetli, önemli diyoruz sürekli. Unsur ayrı bir şey, şart ayrı bir şey, özellik ayrı bir şey. Burada müşterek faillik tanımlanmasında birlikte suç işleme kararıyla fiil üzerinde ortak hakimiyet unsurdur. Unsurdan birisi yoksa ifadenin tanımlanması mümkün değildir. Şart eksikliği tartışırız ama unsurdur. Unsur ikisi de olmak zorundadır. Keşke bu dosyada, ben de istiyorum, iki unsur da var ise eğer tüm sanıklar yönünden ispat edilebilse ama yok. Şimdi mütalaaya bakıyoruz, mütalaa Yargıtay’ın kasten öldürme suçlarında müşterek faillik tanımlanmasındaki ifadeler, ben copy-paste olduğunu düşünüyorum, sayın savcım yanlış olduğumu düşünüyorsa beni düzelsin. Belki de ben yanılmışımdır. Kopyala-yapıştır olduğunu düşünüyorum ben. İfadeler çok benziyor. Size atmış olduğum Yargıtay Genel Kurulu kararında…

Müşterek Faillik Unsurları ve Adli Hata Örnekleri ​

Evet güzel oldu. Şimdi, yok estağfurullah, şimdi bu müşterek faillikteki Yargıtay Ceza Genel Kurulunda olan şey birlikte suç işleme kararı. Şimdi mütalaa müşterek failliği öyle bir yorumlamış ki, ben çok korktum. Müşterek faillik yorumu çok çok zorlanan bir yorum. Çok kaygıcı bir yorum. Tabiri caizse olay yerinden geçen her kim var ise müşterek fail olacak. Bu kavramda o yüzden birlikte suç işleme kararı var. Yani aktif olarak önceden failler birlikteden aynen kasten olmak değil, öncesinde olay anında olabilir sözlü açık zımni birçok şeyi var. Birlikte bu karar alınacak, suç işleme kararı alınacak, suçtan kastımız da cinayet fiilidir, kasten öldürme suçudur. Bir ton tartışma var burada. Ceza Genel kitaplarında yaralamaya gidiyorlar ama sanık ölüyor. İşte bak burada birlikte suç işleme kararı bir sanık açısından problemli. Bunu nasıl yorumlayacağız? Demek ki, çok önemli bir kavramdır. Ortak hakimiyet ne diyor? Kanun çok açık ve net. TCK madde 37, fiil üzerinde ortak hakimiyet. Mekan üzerinde ortak hakimiyet değil. Fiil üzerinde, fiilde bu olayımızda, davamızda Narin’i boğmak fiilidir. Yani bu sanıkların bu boğmak fiilini nasıl iştirak ettiklerinin, bu birlikte suç işleme kararını nasıl aldıklarını yine fiil üzerinde bu hakimiyeti nasıl oluşturduklarının ortaya konması gerekiyor. Ben anlatımın yani mütalaanın anlatımının bu değerlendirmeyi yapmaya muktedir olmadığını düşünüyorum. Dolayısıyla müşterek faillik ile ilgili açıklamalarım bu. Şimdi sürekli bu çelişkiler bahsediliyor evet. Çelişki öneminden bahsettim. Çelişki kurumundan da bahsettim. Yine bir tane daha kitap var. Adli hatalar kitabı. Yine büyük üstad Avukat Verges. Rahmetlinin kitabı burada adli hataları anlatılıyor. Çokça adli hata var. Hatalı karar verdiğini fark edip kendi devlet yetkililerine dilekçe yazan yargıçlar da var. Kast temelli hata yapan da var, yönlendirme temelli hata yapan da var, bir ton hata var. İşte bu adli hata örneklerinde davalarından birinde Rida Dalosh denen bir karakter var.

Rida Daloş Davası ve Enes’in Durumu ​

Şimdi burada Rida Dalosh denen bir karakter var. Yanılmıyorsam Fransa idi burası, evet Fransa. Pardon Marsilya Marsilya. Şimdi Rida Dalosh denen karakter, bunun adı kendi davasının kötü şahidi Rid yok mu? Yok mu, hayatımızda bi dahi suç olmayan, davaya dönüşmeyen bazı hayat olaylarında, insan ilişkilerinde, evimizde ailemiz ile dostumuza bazen davamızın kötü şahidi olabiliyoruz. Bazen kendimizi yanlış ifade edebiliriz, bazen bir şeyler hatırlamayabiliriz, bazen bir şeyleri unutuyor olabiliriz. Hepimiz kendi davamızın kötü şahidi olabiliriz ama Allah kimseye Enes olmayı nasip etmesin. Enes, bu şahitlik ona çok pahalıya mal oldu. Öyle pahalıya mal olmak ki, daha kız kardeşinin mezarını göremedi ve adı bundan unutulması zor bir addır büyük ihtimalle yarın öbür gün de ismini değiştirmek zorunda kalacak. Şimdi bu Rida Dalosh, cinayet günü için yanlış olduğu ortaya çıkan başka bir yerde olduğu sanması ortaya çıkarmış, yani cinayet A yerinde işlenmiş ama Rida B yerindeyim demiş. Sonradan Rida’nın A yerinde olduğu anlaşılmış. Hakimler soruşturma ve kovuşturma sürecinde yalan söylediği için doğal olarak suçlu olduğu sonucuna ulaşmıştır. Hiç kimse Dalosh’un bağımlığının bu zihin bulanıklarını açıklayabilip açıklayamayacağı ile alakalı soruyu soracak temel sağ görüye sahip değildi. Sağ görü bu davada gerçekten çok önemli. Niye bu insanlara iyi olma hakkı vermiyorsunuz? Niye iyi olamazlar mı? Bir detay var. Önemli bir detay. Enes o gün ne diyor? Bakkala gittiğim zaman diyor, köyün delisine enerji içeceği aldım. Hoş bir çocuk Enes ha. Normal hayatında çok seversiniz. Köyün delisine kendi cebinden para çıkartıp enerji içeceği alan bir çocuktan bahsediyoruz. Biraz sağ görü ile bakarsanız bu çocuktaki iyi yanları göreceksiniz. Ha bu arada çok özür diliyorum, burada bu cümleye ara veriyorum. Bir tane video kaydı, o çok önemli. Okul önünde çekilen bir video. Olay günü Enes’i gösteriyor. Çok karanlık bir yer. Evet şimdi bakın. Yorgunluktan, üzüntüden bitmiş, tükenmiş, bitap yere düşüyor bu çocuk. Ya ben böyle kaç tane cinayet faili tanıyorsunuz? Ya hem cinayet fiilini işleyecek, hem cinayet fiilini iştirak edecek hem de her yerde kız kardeşini arayacak. Şizofren mi bu çocuk? Ya da çok profesyonel bir katil mi? Buna akıl sır erdirebilmek mümkün mü? Bak şimdi buna da tiyatro mu diyecekler? Buna da dram eğitimi mi diyecekler? Beni tanımıyordu o zaman. Ben ona o eğitimi vermedim. Bak bu kadar. Bu video bu kadar. Şimdi dolayısıyla buradaki Dalosh denen karakter, cinayet, evet cinayet günü nerede olduğu yönünde yalan söylemişti bağımlılığından ötürü. Şimdi diyor ki buradaki kitapta, hakimler diyor kendilerini mazur göstermek için de kapatıldığı tarih tam olarak onlara söylemediğini ileri sürdüler. Halbuki araştırmaları gerekiyor diyor. Kitapta bu ihtimal bir bağımlının blackout adı ile bilinen, hafıza boşlukları olabileceği ve bulunduğu ne yeri ve zamanı bilmeyeceği, ölçüde ağırdır. Çünkü yalan addedilenler onun şahsında yalan değildi. Hayatın olağan akışından bahsediliyor. Katılan taraf meslektaşlarımız üç ya da dört defa hayatın olağan akışı dedi. Evet biz avukatlar hayatın olağan akışı kavramanı çok kullanırız. Mahkemede de görürüz kararlarda.

Travmanın Etkisi ve Yargılamaya Son Çağrı ​

Şimdi yine kıymetli yargıçlar 21 Ağustos 2024 tarihinden sonra özellikle Narin’in annesi, babası ve kardeşinden oluşan gerçek ailesi budur. Hepsi aile. Aile. Hepsi seviyor ama bizim hukuken anladığımız tanımla söylüyorum, aile anne babadan oluşan birlik ki yine köyün geri kalanları için de keza öyle. Artık hayat olağan akmıyor. Hala bile, hiçbir şey olağan akmıyor. Dolayısıyla olağan hayatta meydana gelebilecek mantık silsilelerini biz bu davada uygulayamayız. Hele hele Enes için hiç uygulayamayız. Olağan mıdır? Enes’in o saatlere kadar arama yapması, yorulması bitip yere düşmesi olağan değil. Dolayasıyla hayatın olağan akışı kavramı bu davada o şekilde yorumlanamaz. O gün hayat olağan akmıyor. Hala bile akmıyor, akamayacak artık. Bir zahmet akmasın yani. Küçük bir kız o köyde öldü. Akmasın hayat. Olağan akmadığı için bu travmanın yani bir psikoloğa, herhangi bir psikoloğa soralım; bunun ne denli bir travma olduğunu bize söyleyecektir. Bu koca bir travmadır. O travmadan sonra da o insanın normal olması, normal ifade etmesi, normal davranması mümkün değil. Dolayısıyla müvekkil Enes’in davranışları bu minvalde değerlendirilmelidir. Yine o günden sonra basın mensupları her gün köydeler idi. Türkiye bu davaya sahip çıktı, kıymet verdi, takip etti. Her gün köy ahali kamera görüyor her yerde. Bu da olağan değil. Kameralar var, sunucular var, devlet yetkilileri geldi, milletvekilleri geldi. Orada da bir olağan dışlılık, o olağan dışlılığa nazaran davranışlar da olağan olmayabilir. Benim karşıma bir kamera çıkartsanız benim normal davranmamı bekleyemezsiniz. Dolayısıyla Enes’in davranışları anlamında bu blackout kavramı ile beraber ondan da bahsetmiş olayım. Müşterek faillikten bahsettim, mekan mekan evet müşterek faillikte mekan kavramı da burada allak bullak. Mekan nedir? Biz mekandan ne anlıyoruz? Suç işlenilen yer. Bizim hukuken mekan diyeceğimiz yer ama şimdi bu o kadar küçük bir köy ki aslında fotoğrafını gördük. Yani mekan tepe mi? Yani mekan ahır önü mü? Mekan yamaç mı? Mekan ev mi? Mekan patika mı? Bu belirgin değil. Bu belirginliği sağlayamadığımız durumda da yine müşterek failliğe ilişkin ithamlar yapmamız ve tanımları yapmamız çok zorlaşıyor. Bitireceğim, toparlayacağım. Çok yordum herkesi. Sonuç olarak geçen celse Karamozov kardeşler kitabını gösterdim. Ben de bayağı laf yedim, iyi ki de gösterdim. Ama çok güzel bir kitap. Karamozov kardeşler’de Dostoyevski 1200 sayfa falan olması lazım. ilk 1020 sayfa okuyucuya öyle bir katil çıkartıyor ki; diyorsun ki, katil budur. Aklını kullanıyorsun, herkes kendini zeki kabul ediyor. Her insan zekidir, buna da layıktır ama kitabın son sayfalarında sürpriz! Yazar sürpriz yapıyor. Katil bambaşka biri çıkıyor. Dolayısıyla demek ki, aklımıza güvenirken de bin defa düşünmemiz gerekiyor çünkü aklımızdır, yanılabiliriz, yanıltılabiliriz. Yanlış yönlendirilmiş olabiliriz. Manipülasyona maruz kalabiliriz. Kolluğun, savcılığın manipüle ettiği gibi, ettiler yani, bunu anlayacaklar ilerleyen süreçte. Şimdi son sözlerim de şu; kıymetli yargıçlar, yargı sistemimizde cumhuriyetimizin kazanımları olan bu kanunlar bir vaka, bir olay yargılamaya dönüştüğü zaman karar verme davranışlarımızın nasıl olabileceğini, hüküm çeşitlerini ayrıntılı olarak belirtmiştir. Sizden talebim yasalarımıza bu anlamda yasalarımızın bu ilgili maddelerine uymanızı sizden talep ediyorum. Gerçekten büyük bir risktir. Ağırdır yani. Ya masumsa sorusunu gece kafanızı yastığa koyduğunuz zaman sorma ağırlığına gerçekten girmenize gerek yok, kimse sizi bundan dolayı kınayamaz bir laf bile söyleyemez. Gelsinler onlar otursunlar. Madem bu kadar kendilerine güveniyorlar, gelsin otursunlar, onlar karar versinler. Kolay değil zordur. Yasanın bu zorluktan nasıl çıkacağınızı yasa göstermiştir. Dediğim gibi yine suçlu suç işlenmesinin önlenmesi, toplum menfaati, genel güvenlik, genel ahlakı yargılamanın amacı değil, içişleri bakanlığı ilgilensin, bizi ilgilendirmiyor. O içişleri bakanlığının sorunu. Dolayısıyla bu anlamda o amaçlardan azade maddi gerçeğe ulaşma amacını yasaya uygun bir şekilde hüküm kurmanızı talep ediyorum. Son olarak, belirttiğim gibi ilk darbeyi Enes Narin öldüğü zaman yedi. İkinci darbeyi iddianame ile yedi. Sizden saygılarım ile talep ediyorum. Öldürücü darbeyi siz vurmayın, teşekkür ediyorum.

Back to top
Law. Mahir AKBİLEK
Law. Recep KIZILOK
  • UpdatedNov 29, 2025 17:24 UTC
  • Render time⏱️ 1.0 s
  • About
  • FAQ
  • Edit this page
  • Report an issue