Narin Güran Vakası ve Günah Keçisi Arayışı: Maksimalist Bakışın Tefessühü
René Girard’ın günah keçisi teorisi ile Émile Durkheim’ın ceza ve dayanışma kavramları üzerinden Narin Güran cinayeti etrafında oluşan kamuoyu tepkilerinin sosyolojik analizi; bir ailenin nasıl günah keçisi haline getirildiğinin incelenmesi.
René Girard’ın günah keçisi teorisi ile Émile Durkheim’ın ceza ve dayanışma kavramları birlikte ele alındığında, toplumsal kriz anlarında düzenin korunması ve dayanışmanın pekiştirilmesi için kurbanlaştırma ritüellerinin temel bir işlev gördüğü görülmektedir. Girard’a göre insanlar arasındaki çatışmanın temelinde, başkalarının arzularını model alarak geliştirilen mimetik istekler yatar; hedeflerin sınırlılığı nedeniyle bu durum gerilim ve çatışmayı kaçınılmaz kılar.
Mimetik arzular toplumsal düzeni tehdit edecek ölçüde yoğunlaştığında, bu şiddet bir kurban üzerinde odaklanarak dışa vurulur. Toplumsal düzenin kırılgan kriz anlarında, suçlamaların yöneltildiği ve kolektif şiddetin yüklendiği günah keçisi, öfke boşaltımının ve geçici bir yeniden birleşmenin sağlandığı bir odak hâline gelir. Girard bu süreci, toplumun sürdürülebilirliği için kasti olarak seçilen bir kurbana yöneltilmiş aslında rastlantısal olmayan bir şiddet biçimi olarak tanımlar ve bu davranış kalıplarının modern dünyada zorbalık, linç ve benzeri biçimlerde sürdüğünü belirtir.
Durkheim da paralel biçimde, cezalandırmayı kolektif vicdanın bir dışavurumu ve toplumsal dayanışmanın yeniden teyidi olarak değerlendirir. Suç, toplumun ortak vicdanına aykırı bir eylemdir ve ceza bu ortak vicdanın saldırıya uğradığını gösteren tutkulu bir tepkidir. Suç, kolektif norm ve değerlerin ihlali anlamına gelirken; ceza ise bu ortak vicdanı yeniden harekete geçirerek toplumsal bütünlüğü pekiştiren bir işlev üstlenir.
Narin Güran Davasında Toplumsal Linç
2024 yazında Diyarbakır’da sekiz yaşındaki Narin Güran’ın katledilmesi etrafında gelişen kamuoyundaki tepkiler, toplumun yaşadığı kriz anında rasyonel akıl yürütme süreçlerinin yok sayılarak gerçek-dışı iddialarla bir ailenin ve köyün günah keçisi ilan edilmesine bir örnektir. Bu süreçte siyasi ve ideolojik saiklerle örülü ajandalar, etkileşim peşindeki ırkçı influencerlar, emekli polisler ve medya figürleri, arzulanan adalet pratiğini adeta hallaç pamuğuna çevirmiştir.
Yaygın orta sınıf kitlelerin estirdiği linç rüzgarına ek olarak sol ve Kürt siyasetinden bazı isimler de feodalite-patriyarka eleştirisi üzerinden geliştirdikleri açıklamalarla meseleyi anlamaya çalışırken, Diyarbakır barosu gibi yerel unsurlar hukuki sahada ilk kez devletle iş birliği halinde olmanın heyecanıyla maalesef kamuoyundaki linç atmosferine itiraz etmemiştir.
Sol ve Kürt siyasetinin bu tavrı ile Türk milliyetçisi ve modernist aktörlerin Kürt köy yaşamına dair ileri sürdükleri oryantalist klişeler arasında paralellikler çarpıcıdır. Bazı ırkçı odaklar bu gibi totalleştirici bakışların ardına gizlenerek akraba evliliği ve ensest vurguları ile hakaretlere varan yakıştırmalarda bulunmuşlardır.
Maksimalist Anlatılar ve Hukuki Süreçler
Bazı Kürt siyasetçilerin Jitem, Hizbullah, devlet-yerel unsur işbirliği, feodalite ve Türk milliyetçilerinin akraba evliliği, ağalık ve kız çocuklarının değersiz görülmesi gibi, yaşanan somut/kriminal gerçeklikle hiçbir teması olmayan maksimalist anlatılar yoluyla bir ailenin ve köyün hayatı nasıl umursamazca cehenneme çevirdiği açıkça görüldü.
Diyarbakır Barosu gibi hukuk kurumları da kendilerinden hiç beklenmeyecek bir tavır ortaya koydu. Olayın soruşturma aşamasında işkence iddiaları gündeme gelmişken bile, yazılı imzalı beyanın yokluğu gerekçesiyle bir aksiyon alınmadı. Eski baro başkanı sanki cinayetin detayları baştan ispatlanmış gibi davrandı ve köyün organize bir kötülükten bahsetti.
Milliyetçi-modernist çizgideki medya kuruluşları ve etkileşim amacındaki ırkçı influencerlar da doğudaki kırsal yaşamla ilgili oryantalist stereotipleri tetikleyerek ön yargıları körükledi. Televizyon haberlerinde ve programlarda aniden bölge coğrafyası hakkında “kadercilik” çıkarımları yapıldı.
Zaman Analizi ve Suç Senaryosu
Narin’in patikaya doğru yönelirken göründüğü saat ile komşu Nevzat Bahtiyar’ın onu dereye doğru arabayla taşıdığı süre arasında 25 dakika vardır. Narin’in patikada yürüdüğü ve arabanın köyden ayrıldığı süreyi de çıkarsak bu 18 dakikaya düşüyor. Kurgulanan dehşetli hikayelere inanacak olursak Narin tepeyi çıkacak, evine gelecek, evinde görmemesi gereken bir olay görecek, birileri onu öldürecek, anne-abi-amca bunun soğukkanlılıkla kabul edecek, sonra amca cesedi ortadan kaldırmak için aylardır aramadığı komşu Nevzat Bahtiyar’ı çağıracak, aşağıda patikanın girişinde patlıcan sulayan komşuyu yukarı çağıracak, cesedi görecek ve kendisine Narin’in yasak olan bir cinsel ilişkiyi gördüğü imâsında bulunacak, komşu da bunu soğukkanlılıkla kabul edecek ve cesedi amcayla birlikte alıp kendi arabasına koyup dereye doğru yola koyulacak.
İşte tüm bu sıradan gündelik bir olaymış gibi anlatılan fantastik hikaye tam 18 dakikada oldu. Fakat bu hikayeye inanılıyor olması ne denli çarpıcıdır.
Toplumsal Psikoloji ve Adalet Arayışı
Narin cinayeti etrafındaki toplumsal patlama, Girard’ın ve Durkheim’ın gösterdiği mekanizmaların canlı bir örneği olarak karşımızda durmaktadır. Kriz anında farklı sınıf, ideoloji ve inanç grupları hızla birleşmiş; suçluyu cezalandırmak zorunlu inancında ortaklaşmışlardır. Zayıf kanıtlar dahi inançlı bir topluluğa yeterli gelmiş ve ailenin günah keçisi olduğu ilan edilmiştir.
Bu süreç sonunda toplum kısa süreli bir rahatlama sağlamış, ortak vicdanını temize çıkarmıştır. Fakat Girard’ın terimleriyle bu bir sahte ilaç gibidir. Topluluk bu tedaviyi inançla kabul etmeye devam ettiği sürece rahatlar ve gerçeklik arayışını bırakır. Oysa krizlerin çözümüne bizi ulaştıracak yegane yol somut ve ikna edici kanıtlarla gerçek durumun ortaya çıkarılmasıdır.
18 dakikada bunca fantastik olayın gerçekleşme ihtimaline neden bu kadar inanmaya hazır idi insanlar? Yapısal analizi yapılacaksa bence bunlara evveliyat verilmeli. Neydi demokrat, orta sınıf, eğitimli insanları somut verilerden koparan ve büyük anlatılara dört elle sarılma ihtiyacını hissettiren?
Sonuç
Evet, tekrar ediyorum, bazı suçlar sadece suçtur. Türkiye’nin doğusunda toplumsal yapıya ve devletle kurulan sorunlu ilişkilere dair tonlarca şey söylenebilir; söyleniyor ve yazılıyor da. Ama bazı suçlar sadece suçtur. Bu bağlamda vicdanlı insanları bu şekilde düşünmekten alıkoyan, büyük anlatılarla bir aileyi kolaylıkla hedefe koyarak vicdani bir iyilik, doğruluk, güzellik hissine ulaştıran neydi; bunlara kafa yormanın daha çarpıcı ve öğretici olduğunu düşünüyorum.
Gerek ait hissettiğimiz toplumsal grubun, gerekse total olarak tüm toplumun iyi-doğru-güzel payeleri ile taltif edilmesi kimlerin kurban edilmesi pahasına gerçekleşmektedir? Bu soruyu kendimize sormamız gerekir.